Kızıl

Kızıl

Hikayenin baş kahramanı, taşradan Viyana’ya tıp fakültesi okumak için gelen ve henüz 18 yaşında öz güven problemi yaşayan, kendini topluma kabul ettirmeye çalışan ve yalnız olan Bertold Berger’dir. Yazar Berger’in Viyana’ya gelişini, mevsimin sonbahar oluşunu, ağaçları ve rüzgarı olabildiğince içselleştirmiştir. Üniversiteyi yeni kazanan ve yaşadığı şehirden ilk kez çıkan bir üniversite öğrencisinin başına gelenlerle aynıdır, Berger’in başına gelenler. Viyana sokaklarını gezerek ev arayan genç adam, yaşlı bir kadının kiraladığı evin odalarından birini tutmuş ve aynı  zamanda bir başka odada hukuk okuyan ev arkadaşı Schramek ile tanışmıştır. Berger’in çömezliği ve Schramek’in üst sınıf ve yaşça kendisinde büyük olmasından dolayı, kendisinin sürekli olarak çocuk veya ufaklık olarak çağrılmasına sebep olmuştur. Berger, ortama ayak uydurmak, hayatı tanımak ve bu hayata alışmak istiyordur. Geçen zaman içerisinde Berger, yaşanılanların bir anlamı olmadığını, sorgulamalarından bir çıkar elde edemediğini düşünmektedir.

Kızıl Kitap Açıklaması

Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar.

Son Yazılar
Bir cevap bırakın